Khaled Hosseini özlemi,ihaneti,dostluğu,aşkı,insanlığı en iyi anlatan yazarlardan biri.
Bu romanıyla beni ağlatmayı başarmıştır.Uçurtma Avcısı'ndan sonra kaleme aldığı Bin Muhteşem Güneş, gerçekten muhteşem bir yapıt.
-
Nereye giderseniz gidin,ülkeniz peşinizden gelir.Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar.
Afganistan'ın Khaled Hosseini'de yaşadığı gibi..
Bu roman iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden anlatılıyor.
Küçük yaşta evlendirilen kızlar,çocuğu olmayan kadınlar,babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan,geçmişe gömülmüş aşklar...
Afganistan'da yaşanan savaşın insanları nasıl mahvettiğini bu romanı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.
Leyla ve Meryem.
İki kadın.
Unutamayacaksınız.
* Daha çok küçüksün, biliyorum, ama bunu şimdiden anlamanı ve iyice öğrenmeni istiyorum, demişti.Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez.Sen çok, çok zeki bir kızsın.Gerçekten öylesin.İstediğin her şey olabilirsin, Leyla.Seni tanıyorum.Ayrıca, bu savaş bittikten sonra Afganistan'ın erkekler kadar, belki de daha çok sizlere gereksinim duyacağını biliyorum.Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur,Leyla.Hiç yoktur.
* Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın.
* Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin ne de duvarlarının gerisinde gizlenen bin muhteşem güneşi.
* Ağlamak reçete değil.Marifet de değil.Sadece basit bir eylem.
* Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur; gerçeği iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek,anlamak.
* Aklıma Nana'nın bir keresinde söylediği bir şey geldi; her bir kar tanesinin dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu.Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.
* Hep kuzeyi gösteren bir pusula ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da mutlaka bir kadını işaret eder.Her zaman.
* Yılanın soktuğu adam bile uyuyabilir ama aç adam asla.
* Sarhoşun günahının bedelini hep ayık öder.
* Bir erkeğin kalbi habis bir şeydir Meryem.Bir ananın rahmine hiç benzemez.Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez.
* Bakın bazı şeyleri ben size öğretebilirim.Bazılarını kitaplardan öğrenirsiniz.Ama bazı şeyler vardır ki, mutlaka görmeniz ve hissetmeniz gerekir.
* Bütün sevgilerini zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana babaların yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi.
* Sevgi insanın yüreğinden çıkan sessiz çığlıklardır.Bazen bunu sevdiğimiz insanlar bile duymaz.
* Orada geleceğin hiçbir önemi yoktu.Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu : Sevgi insana zarar veren bir hatadır, işbirlikçisi yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.
* Canını kurtarmış olmanın bedeliyse kimin kurtaramadığını merak etmenin ızdırabıydı.
* Çinliler,bir gün çaysız kalacağına üç gün aç kal derler.
* Bir insanın çekebileceği bütün çilelerin arasında, eli kolu bağlı, öylece beklemekten daha ağırı olmadığı sonucuna vardı.
*
6 Aralık 2015 Pazar
Khaled Hosseini - UÇURTMA AVCISI
Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk...
Aynı evde büyüyüp aynı süt anneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır : Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının,Hasan ise onun hizmetkarının oğludur.Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.
Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler.Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Romanımız, arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman.Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları...
Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı...
Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü.
Kitabımız şöyle başlıyor :
- Aralık 2001
Bugün neysem, on iki yaşındayken, 1975 kışının o karanlık, buz gibi gününde oldum.Tam anını çok iyi anımsıyorum; yıkık, toprak bir duvarın arkasına çömelmiş, donmuş derenin yakınındaki dar, çıkmaz sokağa bakıyordum.Üzerinden çok uzun zaman geçti ama geçmiş için söylenenler yanlış.Ben onun nasıl gömüleceğini öğrendim.Her ne kadar geçmiş pençeleriyle kendine bir çıkış yolu açmayı becerse de.Şimdi düşününce, o boş sokağa son yirmi altı yıldır bakmakta olduğumu fark ediyorum...
* Tek bir günah vardır.O da hırsızlıktır.Yalan söylediğin zaman, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalmış olursun.Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın.Karısının onun üzerindeki hakkını,çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da.Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.
* Çocuklar boyama kitabı değildir.Onları en sevdiğin renge boyayamazsın.
* Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.
* Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.
* Savaş onuru ortadan kaldırmaz.Tam tersine ,barış zamanından daha çok onur gerektirir.
* Vicdanı olmayan,iyiliği bilmeyen bir insan acı da çekemez.
* Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok ....
* Suskunluk huzur içeriyor.Sakinlik,dinginlik.Yaşam düğmesinin sesini kısmak gibi.Sessizlik ise düğmeyi kapatmak.Kesmek.Tamamen durdurmak.
* Beyninde iblisler at koştururken, aldı yeteneğin bir lüks olur çıkar.
* Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.
* Ama zaman çok aç gözlü bir şey , bazen bütün ayrıntıları çalıp kendine saklıyor.
* Zendagi Migzara - ''hayat devam ediyor.''
* Yaşam bir trendir.ATLA.
* İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan beni rahat rahat okuyordu.
* Gözlerini gökyüzünden ayırdığın an, fazla dayanamazsın.
Aynı evde büyüyüp aynı süt anneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır : Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının,Hasan ise onun hizmetkarının oğludur.Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.
Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler.Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.
Romanımız, arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman.Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları...
Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.
Uçurtma Avcısı...
Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü.
Kitabımız şöyle başlıyor :
- Aralık 2001
Bugün neysem, on iki yaşındayken, 1975 kışının o karanlık, buz gibi gününde oldum.Tam anını çok iyi anımsıyorum; yıkık, toprak bir duvarın arkasına çömelmiş, donmuş derenin yakınındaki dar, çıkmaz sokağa bakıyordum.Üzerinden çok uzun zaman geçti ama geçmiş için söylenenler yanlış.Ben onun nasıl gömüleceğini öğrendim.Her ne kadar geçmiş pençeleriyle kendine bir çıkış yolu açmayı becerse de.Şimdi düşününce, o boş sokağa son yirmi altı yıldır bakmakta olduğumu fark ediyorum...
* Tek bir günah vardır.O da hırsızlıktır.Yalan söylediğin zaman, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalmış olursun.Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın.Karısının onun üzerindeki hakkını,çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da.Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.
* Çocuklar boyama kitabı değildir.Onları en sevdiğin renge boyayamazsın.
* Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.
* Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.
* Savaş onuru ortadan kaldırmaz.Tam tersine ,barış zamanından daha çok onur gerektirir.
* Vicdanı olmayan,iyiliği bilmeyen bir insan acı da çekemez.
* Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok ....
* Suskunluk huzur içeriyor.Sakinlik,dinginlik.Yaşam düğmesinin sesini kısmak gibi.Sessizlik ise düğmeyi kapatmak.Kesmek.Tamamen durdurmak.
* Beyninde iblisler at koştururken, aldı yeteneğin bir lüks olur çıkar.
* Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.
* Ama zaman çok aç gözlü bir şey , bazen bütün ayrıntıları çalıp kendine saklıyor.
* Zendagi Migzara - ''hayat devam ediyor.''
* Yaşam bir trendir.ATLA.
* İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan beni rahat rahat okuyordu.
* Gözlerini gökyüzünden ayırdığın an, fazla dayanamazsın.
1 Aralık 2015 Salı
Khaled Hosseini - VE DAĞLAR YANKILANDI
Gece vakti,çölü bir el arabasını çekerek geçen baba.
Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız,biri erkek.
Küçük Peri için ağabeyi Abdullah,ağabeyden çok öte.
On yaşındaki Abdullah'a sorsanız Peri,her şey demek.
Köylerinden Kabil'e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor.Fakat aslında bu bir son değil.Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak.
Kitabımızın başında Mevlana Celaleddin Rumi'den bir alıntı yapılıyor :
- ''Doğru ve yanlış kavramların ötesinde uzanan bir toprak var.Seni orada bekleyeceğim.''
Bu kitap aileleri sevgi,fedakarlık,ihanet,sadakat gibi ortak duygularla sınıyor ve inanın her sayfasında bambaşka bir dünya sizi bekliyor.
* Bir yerde okumuştum Mösyö Boustouler,tepenize çığ düştüğünde,bütün o karın altında yatarken neresi yukarı neresi aşağı anlayamaz oluyormuşsunuz.Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine,kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz.İşte kendimi aynen böyle hissediyordum,yönünü şaşırmış,arafta kalmış,pusulamdan olmuştum.Dahası sözcüklere dökemeyeceğim kadar derin bir bunalımdaydım.Bu durumda çok aciz çok savunmasız olursunuz
* Güzellik gelişigüzel,düşüncesizce dağıtılmış,hakkıyla kazanılmamış muazzam bir armağandır.
* İkimiz de kaçıp gitmenin,yeni bir var oluşun,yeni kimliklerin özlemiyle kıvranmadık mı ? İkimiz de sonuçta bizi dibe çeken çapaların ipini kesip kendimizi açık sulara atmadık mı ?
* Sevecenlik bir insanın asla pişman olmayacağı tek şey.Yaşlandığında kendine kesinlikle şöyle demezsin ''Ah ! Keşke şu kişiye iyi davranmasaydım''
* İyi şeylerin hiçbiri bedava değildi.Sevgi bile.Her şeyin bedelini ödüyordun.Ve eğer yoksulsan,elindeki tek nakit,kahır çekmekti.
* Kilometrekareye binlerce trajedi düşüyor yahu!
* Bir öykü giden bir trene benzer : Ona nereden binersen bin,er ya da geç hedefine varırsın.
* Dünyanın sizin içinizi görmediğini,derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı,hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını..Gerçek işte bu kadar basit,bu kadar saçma ve bu kadar gadardı..
* Sen de benim kadar uzun yaşasaydın,zalimlikle yardımseverliğin aynı rengin iki tonu olduğunu anlardın.
* Sizi selden çekip kurtaran ip,ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir.
* Oysa zaman cazibe gibi.Asla senin sandığın kadarına sahip değilsindir.
* İkimizin rüzgarla kilometrelerce uzağa savrulan ama her ikimizi de döken ağacın iç içe geçmiş ,derin kökleriyle birbirine sıkı sıkıya bağlı iki yaprak olduğumuzu hayal ederdim.
* Onun ağzından adımı duymak , bizi ayıran bütün o yılların hızla,gerisingeri katlanmasından,üst üste binip kapanmasından farksızdı.Zaman bir akordeon gibi kendi kendine kapandı.
* Ömrüm boyunca cam bir tankın içindeki, saydam olsa da nüfuz edilemez, aşılamaz bir engelin gerisindeki bir akvaryum balığı gibi güvenle yaşadım. Karşı taraftaki pırıltılı dünyayı gözlemekte, canım isterse kendimi onun içinde düşlemekte özgürdüm. Sanırım cam duvarlara alıştım ve cam kırıldığı, tek başıma kaldığım takdirde suyla birlikte dışarıya fışkırıp kendimi hiç bilmediğim, engin bir boşlukta umutsuzca çırpınırken, soluk almak için deli gibi debelenirken bulmaktan ödüm kopuyor.
Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız,biri erkek.
Küçük Peri için ağabeyi Abdullah,ağabeyden çok öte.
On yaşındaki Abdullah'a sorsanız Peri,her şey demek.
Köylerinden Kabil'e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor.Fakat aslında bu bir son değil.Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak.
Kitabımızın başında Mevlana Celaleddin Rumi'den bir alıntı yapılıyor :
- ''Doğru ve yanlış kavramların ötesinde uzanan bir toprak var.Seni orada bekleyeceğim.''
Bu kitap aileleri sevgi,fedakarlık,ihanet,sadakat gibi ortak duygularla sınıyor ve inanın her sayfasında bambaşka bir dünya sizi bekliyor.
* Bir yerde okumuştum Mösyö Boustouler,tepenize çığ düştüğünde,bütün o karın altında yatarken neresi yukarı neresi aşağı anlayamaz oluyormuşsunuz.Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine,kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz.İşte kendimi aynen böyle hissediyordum,yönünü şaşırmış,arafta kalmış,pusulamdan olmuştum.Dahası sözcüklere dökemeyeceğim kadar derin bir bunalımdaydım.Bu durumda çok aciz çok savunmasız olursunuz
* Güzellik gelişigüzel,düşüncesizce dağıtılmış,hakkıyla kazanılmamış muazzam bir armağandır.
* İkimiz de kaçıp gitmenin,yeni bir var oluşun,yeni kimliklerin özlemiyle kıvranmadık mı ? İkimiz de sonuçta bizi dibe çeken çapaların ipini kesip kendimizi açık sulara atmadık mı ?
* Sevecenlik bir insanın asla pişman olmayacağı tek şey.Yaşlandığında kendine kesinlikle şöyle demezsin ''Ah ! Keşke şu kişiye iyi davranmasaydım''
* İyi şeylerin hiçbiri bedava değildi.Sevgi bile.Her şeyin bedelini ödüyordun.Ve eğer yoksulsan,elindeki tek nakit,kahır çekmekti.
* Kilometrekareye binlerce trajedi düşüyor yahu!
* Bir öykü giden bir trene benzer : Ona nereden binersen bin,er ya da geç hedefine varırsın.
* Dünyanın sizin içinizi görmediğini,derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı,hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını..Gerçek işte bu kadar basit,bu kadar saçma ve bu kadar gadardı..
* Sen de benim kadar uzun yaşasaydın,zalimlikle yardımseverliğin aynı rengin iki tonu olduğunu anlardın.
* Sizi selden çekip kurtaran ip,ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir.
* Oysa zaman cazibe gibi.Asla senin sandığın kadarına sahip değilsindir.
* İkimizin rüzgarla kilometrelerce uzağa savrulan ama her ikimizi de döken ağacın iç içe geçmiş ,derin kökleriyle birbirine sıkı sıkıya bağlı iki yaprak olduğumuzu hayal ederdim.
* Onun ağzından adımı duymak , bizi ayıran bütün o yılların hızla,gerisingeri katlanmasından,üst üste binip kapanmasından farksızdı.Zaman bir akordeon gibi kendi kendine kapandı.
* Ömrüm boyunca cam bir tankın içindeki, saydam olsa da nüfuz edilemez, aşılamaz bir engelin gerisindeki bir akvaryum balığı gibi güvenle yaşadım. Karşı taraftaki pırıltılı dünyayı gözlemekte, canım isterse kendimi onun içinde düşlemekte özgürdüm. Sanırım cam duvarlara alıştım ve cam kırıldığı, tek başıma kaldığım takdirde suyla birlikte dışarıya fışkırıp kendimi hiç bilmediğim, engin bir boşlukta umutsuzca çırpınırken, soluk almak için deli gibi debelenirken bulmaktan ödüm kopuyor.
30 Kasım 2015 Pazartesi
Lev Nikolayeviç Tolstoy - ANNA KARENINA
Bundan iki yıl önce büyük bir hevesle kapağını açtığım,
İçinde beni yepyeni bir dünyanın ve kahramanlarının karşılayacağı bir hisle
bir çırpıda okuduğum kitaptır Anna :)
1870'lerin Rusya'sı
Moskova'da geçen iki kişi etrafında odaklanmış bir aşk romanıdır.
Bi dönem anladığım bi dönem anlam veremediğim bir kadın olmuştur Anna.
Toplumsal baskının bir hayatı günden güne nasıl katledeceğini bir kez daha
hatırlamış oldum.
Romanımız şöyle başlıyor ;
''Mutlulukların birbirine benzemesine rağmen,talihsizlikler değişik
görüntüler yansıtır''
Aslında en çok zorlandığım yer kahramanlarının isimlerini hafızamda tutmak
kısmı oldu.
Biraz özet şeklinde yazayım. (Bu arada kitabın önsözünden hemen önce şema
çizerek belirtmişim bunları :) )
- Anna Arkadyevna
- Kont Aleksey Vronski
- Konstantin Dimitriyeviç Levin
- Kiti Şçertbatski
- Aleksey Aleksandroviç
- Stepan Arkadyeviç Oblonski
- Darya Aleksandrovna
- Sergey İvanoviç Koznişef
- Nikolay Dimitriyeviç Levin
- Seryosha
- Kontes Lidya İvanovna
- Mana Andreyevna
- Aleksander Dimitriyeviç Şçertbatski
- Betsi Tverskaya
- Kontes Vronski
- Veslovski
- Yaşvin
- Nikolai Ivanoviç Svlazski
( Biliyorum kafanız karıştı ama kesinlikle okumalısınız,yoksa
anlayamazsınız)
* Kıskançlık değil benimki, istediğini
bulamamanın verdiği bir bunalım..
* Kadın her şeyin üzerinde döndüğü vidadır.
* Kimse malından,mülkünden memnun değildir ama herkes kendi aklından memnundur.
* Mutluluğum belki de şundan ileri geliyor : Sahip olduklarıma seviniyor,olmayanların üzerine de düşmüyoru.
* Levin için onu kalabalığın arasında seçmek,ısırganlar arasında bir gülü seçmek kadar kolaydı.Her şey onunla aydınlanıyordu.O,çevresindeki her şeyi aydınlatan bir gülümseyişti.
* Eğer, ona söyleyeceklerimin bütün önemini
hissetmezse, onu asla bağışlamayacağımı çok iyi biliyorum. Bu nedenle, onu
sınamaktansa susmak daha iyi.
* Üstesinden gelebilirsen arzumun bu dünyada,
bu, Tanrı katında bir başarı olur anca. Lakin beceremezsem bunu, yinede zevkle
yerine getiririm bu arzumu.
* Bir şey düşündüğüm yok. Seni seviyorum, her
zaman da sevdim. İnsan birini seviyorsa, onu olduğu gibi seviyor demektir;
olmasını istediği gibi değil.
* ‘Bu hep böyle olmuş, böyle devam edecek. Biz
yeni bir şey yapmak, mumların üzerinde reçel kaynatmak, birbirimizin ağzına süt
sıkmak istedik. Fincandan içmekten daha iyi bu.’
‘Akıl yoluyla hayatın anlamını kavramaya
kalkışmamız buna benzemiyor mu?’ diye düşündü Levin.
‘İnsanın varlığına yabancı olan düşünceyi araç
kullanan felsefelerde bizi, sonunda bilmediğimiz bir yere götürmüyorlar mı?
Her filozofun sistemini kurmadan önce
gerçeğini bildiği ve bu gerçeğe akıl yoluyla varmaya çalıştığını sezmiyor
muyuz?’.
‘Çocukları kendi hallerine bıraktığımız zaman
nasıl tehlikelerle karşılaşıyorlarsa, tutku ve düşüncelerimizle baş başa kalıp
Tanrı’dan, hak ve iyilik fikirlerinden uzaklaştığımız zaman biz de tehlikelerle
karşılaşıyoruz.’
‘Bir
Hıristiyan olarak yetişip, Hıristiyanlığın sağladığı saadetlerin içinde
yaşarken onların hayatım için ne kadar önemli olduklarını anlayamıyour, onları
yıkıp yakmaya kalkışıyordum. Bu bakımdan tıpkı çocuklara benziyordum. Gerçekten
yine çocuklar gibi en küçük bir tehlikeyle karşılaştığım zaman, Tanrı’ya
sığınıyordum.’
21 Kasım 2015 Cumartesi
Zülfü Livaneli - SERENAD
Kitabımız şöyle başlıyor.
- Uçakta rahat eden insanlar,yeryüzünden sekiz bin metre
yukarıda,boşlukta metal bir kutunun içinde olduklarını unutup kafalarını
şarabın kalitesine,yemeğin lezzetine,koltukların genişliğine takanlardır
ki,hemen söyleyeyim ben de onlardan biriyim..
2011'in Ekim'inde elime aldığım kitap,bitince beni bir araştırma
serüvenine doğru yola çıkarmıştı.
Çok az kitap bitince sizi bir duygu seline götürür.Bu kitap da
onlardan biriydi.
Bitimine ağladığım son kitaptır Serenad.
Struma Faciası'nı öğrendiğim,öğrendikten sonra insanoğlunun sapmış
kişiliklilerine saydığım,sefaletin betimlemesine öylesine kaptırmışlığım,bu
kitabı kitaplığımda en üst tarafa koymama sebebiyet verdi.
Tabi sadece bunlar değil.
60 yıllık bir aşk öyküsü,
Yahudi Soykırımı,
Mavi Alay.
Mavi Alay.
* Dinimi soran olmayacaktı bana.Olur da birisi merak
ederse,cevabım hazırdı ; Müslüman,Yahudi,Katolik.Kısacası İNSAN.
* Beyin sapı yüz milyonlarca yıl önceki, sürüngen atalarımızdan
miras kalan ve zaman içinde evrilen saldırganlığın,ritüellerin, bölgesel ve
sosyal hiyerarşinin yatağı olan organdır.
* Bir kız çocuğunun büyümesi ne kadar sürer acaba ? İlk adet
gördüğünde mi , 18 yaşını doldurunca mı , evlenince mi , saçına ilk ak düşünce
mi ?
Bence hiçbiri değil.Bir kız çocuğu büyümez.Kaç yaşına gelirse
gelsin asla büyümüş gibi hissetmez kendini.Son nefesini içi
arzularla,heyecanlarla dolu bir kız olarak verir.Ama değişim yaşar.Hayat o kızı
sürekli değiştirir.Ve bu değişimlerin hiç şaşmayan bir aktörü vardır. BİR ERKEK.
* Dünyanın kötülerle dolu olduğunu düşünüp küsme,herkesin iyi
olduğunu düşünüp hayal kırıklığına uğrama.Kendini koru kızım,insanlara karşı
kendini koru.
* Adalet tartışmaya açıktır.Güç ise ilk bakışta tartışılmaz
biçimde anlaşlır.Bu nedenle gücü adalete veremedik,Çünkü güç adalete karşı
çıkıp kendisinin adil olduğunu söylemişti.Haklı olanı güçlü kılamadığımız için
de güçlü olanı haklı kıldık.
* İyi insanlar iktidara gelemez.Gelse bile iktidar onu bozar,zalim
yapar.
AYRICA BAKINIZ : https://tr.wikipedia.org/wiki/Struma_Olay%C4%B1
https://tr.wikipedia.org/wiki/Mavi_Alay
https://tr.wikipedia.org/wiki/Holokost
19 Ağustos 2015 Çarşamba
Sabahattin Ali - KÜRK MANTOLU MADONNA
Bugünkü romanımızın adı Kürk Mantolu Madonna.
Düzeltmeliyim ! Sabahattin Ali'nin ölümsüz eseri olan Kürk Mantolu Madonna :)
Romanımızın baş kişisi Raif Efendi 20 Haziran 1933 tarihini atarak başladığı bir (kara kaplı) defterde,yaşamının on yıl öncesine dönerek,Berlin'de bir resim galerisinde rastladığı kürk mantolu kadın portresinin,ruhunda ateşlediği tutkuyu ve o portrenin ressamı ile modeli olan gizemli kadınla yaşadıklarını anlatıyor.Konuyu bu şekilde özetledikten sonra benim kitabımda altı çizili bölümlere gelebiliriz :)
* ''Elleriniz ne kadar soğuktu ! '' dedim.
Tereddütsüz cevap verdi :
''Isıtın! '' Ve her ikisini birden uzattı.
* Hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim.Bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkum etti.
* Aşk hiç de sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen bir sevgi değildir.O büsbütün başka,bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki,nereden geldiğini bilmediğimiz gibi,günün birinde nereye kaçıp gittiğiniz de bilemeyiz.
* Ne kadar çok insanı seversek,asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz.Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.
* ''Yılbaşının da sence bir hususiyeti yok mudur? '' diye sordum.
''Hayır'' dedi , ''senenin diğer günlerinden ne farkı var ki sanki ? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı ? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil,çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması ... İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir.''
* Babam benim için ''İnsan'' olarak hemen hemen hiç mevcut değildi ; ''Baba'' dedikleri mücerret bir mefhumun insan şeklinde görünüşüydü.
* Bir insana bir insan elbette yeterdi.Fakat o da olmayınca ? Her şeyin bir hayal,aldatıcı bir rüya,tam bir vehim olduğu meydana çıkınca ne yapılabilirdi ? Bu sefer inanmak ve ümit etmek kabiliyetini ben kaybetmiştim.İçimde insanlara karşı öyle bir itimatsızlık,öyle bir acılık peyda olmuştu ki,bundan zaman zaman kendim de korkuyordum.
* Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık,adeta bütün insanlara dağılmıştı ; çünkü o benim için tüm insanlığın timsaliydi.Sonra aradan seneler geçtiği halde,nasıl hala ona bağlı olduğumu gördükçe,ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum.O beni çoktan unutmuş olacaktı (...)
* İnsanlara kızmama imkan yoktu,çünkü insanların en kıymetlisi,en iyisi,en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti ; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi ? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkan yoktu ; çünkü en inandığım,en güvendiğim insanda aldanmıştım.Başkalarına emniyet edebilir miydim ?
Düzeltmeliyim ! Sabahattin Ali'nin ölümsüz eseri olan Kürk Mantolu Madonna :)
Romanımızın baş kişisi Raif Efendi 20 Haziran 1933 tarihini atarak başladığı bir (kara kaplı) defterde,yaşamının on yıl öncesine dönerek,Berlin'de bir resim galerisinde rastladığı kürk mantolu kadın portresinin,ruhunda ateşlediği tutkuyu ve o portrenin ressamı ile modeli olan gizemli kadınla yaşadıklarını anlatıyor.Konuyu bu şekilde özetledikten sonra benim kitabımda altı çizili bölümlere gelebiliriz :)
* ''Elleriniz ne kadar soğuktu ! '' dedim.
Tereddütsüz cevap verdi :
''Isıtın! '' Ve her ikisini birden uzattı.
* Hiçbir zaman erkeklerin önünde kızarmadım ve onlardan bir iltifat beklemedim.Bu hal beni müthiş bir yalnızlığa mahkum etti.
* Aşk hiç de sizin söylediğiniz basit sempati veya bazen derin olabilen bir sevgi değildir.O büsbütün başka,bizim tahlil edemediğimiz öyle bir histir ki,nereden geldiğini bilmediğimiz gibi,günün birinde nereye kaçıp gittiğiniz de bilemeyiz.
* Ne kadar çok insanı seversek,asıl sevdiğimiz bir tek kişiyi de o kadar çok ve kuvvetli severiz.Aşk dağıldıkça azalan bir şey değildir.
* ''Yılbaşının da sence bir hususiyeti yok mudur? '' diye sordum.
''Hayır'' dedi , ''senenin diğer günlerinden ne farkı var ki sanki ? Tabiat onu herhangi bir şekilde ayırmış mı ? Ömrümüzden bir sene geçtiğini göstermesi bile o kadar mühim değil,çünkü ömrümüzü senelere ayırmak da insanların uydurması ... İnsan ömrü doğumdan ölüme kadar uzanan tek bir yoldan ibarettir ve bunun üzerinde yapılan her türlü taksimat sunidir.''
* Babam benim için ''İnsan'' olarak hemen hemen hiç mevcut değildi ; ''Baba'' dedikleri mücerret bir mefhumun insan şeklinde görünüşüydü.
* Bir insana bir insan elbette yeterdi.Fakat o da olmayınca ? Her şeyin bir hayal,aldatıcı bir rüya,tam bir vehim olduğu meydana çıkınca ne yapılabilirdi ? Bu sefer inanmak ve ümit etmek kabiliyetini ben kaybetmiştim.İçimde insanlara karşı öyle bir itimatsızlık,öyle bir acılık peyda olmuştu ki,bundan zaman zaman kendim de korkuyordum.
* Hayatta en güvendiğim insana karşı duyduğum bu kırgınlık,adeta bütün insanlara dağılmıştı ; çünkü o benim için tüm insanlığın timsaliydi.Sonra aradan seneler geçtiği halde,nasıl hala ona bağlı olduğumu gördükçe,ruhumda daha büyük bir infial duyuyordum.O beni çoktan unutmuş olacaktı (...)
* İnsanlara kızmama imkan yoktu,çünkü insanların en kıymetlisi,en iyisi,en sevgilisi bana en büyük kötülüğü etmişti ; diğerlerinden başka bir şey beklenebilir miydi ? İnsanları sevmeme ve onlara tekrar yaklaşmama da imkan yoktu ; çünkü en inandığım,en güvendiğim insanda aldanmıştım.Başkalarına emniyet edebilir miydim ?
8 Ağustos 2015 Cumartesi
Irvin D. Yalom - NIETSZCHE AĞLADIĞINDA
Böyle bir romanı okuyacak çağda yaşadığım için o kadar şanslıyım ki ...
Düşünce romanları arasında benim tam puan verdiğim ''Nietszche Ağladığında'' sahne olarak ; 19.yy Viyana'sında,entelektüel ortamlarda,çok çok soğuk bir havada geçiyor.
Romanımızın karakterlerine gelecek olursak,tabi ki ;
-Nietzsche : Henüz iki kitabı yayımlanmış,kimsenin tanımadığı bir filozofumuz.Seçimi ise yalnızlık.Acılarıyla barışık ve ihanetin tadını bilen.Sahip olduğu tek şey yanından ayırmadığı valizi ve kafasının içinde tasarladığı kitaplar.Bir eşi,vatanı ya da toplumsal bir görevi yok.İnzivayı seviyor.(Takdir edersiniz ki çatı katında değil :) ) Tanrı'yı öldürmüş.Ümitsiz.
-Bruer : Efsane teşhisçimiz.Ümitsizlerin kapısını çaldığı doktorumuz.Psikanalizin ilk kurucularından.Kırk yaşında olmasına rağmen bütün Avrupalı sanatçı ve düşünürlerin doktoru olmayı başarmış.Güzel bir karısı ayrıca 5 çocuğu var.Bir hayli zengin.Hatta saygın.Hayatı boyunca ''ama'' pozisyonunda yaşamış.
- Freud : Bruer'in arkadaşıdır kendisi.Henüz genç mi genç.Geleceği oldukça parlak fakat şimdi yoksul.
-Salome : Ve işte geldik,o kadına.Dünya edebiyatında tasvir edilmiş en güzel kadın o.Erkeklerin bir bakışla başlarını döndüren kadın.Çekici.Özgür.Evliliğe inancı yok.Bazen aynı anda birkaç erkekle beraber oluyor.Sanatçılar ve düşünürler onun tercihi.Kırbacı var.
Konumuz ise ümitsizlik.
Şimdi size özenle altını çizdiğim,bana göre kitabın en can alıcı metinlerini yazacağım.
Bu kitap kesinlikle başyapıt !!
Bildiğiniz gibi zihin,tuzaklarla dolu arka sokaklarda gezinmeye bayılır.
***
Zaman sonsuza dek doymayacak kadar açgözlüdür.Durmadan yer,yutar ; ama geri verdiği hiçbir şey yoktur.
***
İhtiyaç için dünyaya çocuk getirmek yanlış bir şey,yalnızlığını hafifletmek için çocuğu kullanmak yanlış,insanın kendisine benzer bir kopya çıkarmayı kendisine amaç edinmesi yanlış.Tohumlarını geleceğe doğru kusarak ölümsüzlüğü araması da yanlış,sanki spermler bilincini taşırmış gibi !
***
Seni iyi tanıyan herkes,olağanüstü yeteneklerin olduğunu bilir.Bunun sana getirdiği bir yük var : Toprak ne kadar zengin olursa,orada bir şey yetiştirememen de o kadar affedilmez olur.
***
Tanrısızlığı seçtim ; ama bu seçimdeki aktiflik, yalnızca dinsel masallara inanamayacak kadar.Bilimi seçmemin tek nedeni,bedenin sırlarını ortaya çıkarmayı mümkün kılan tek yol olmasıdır.
***
Eğer Tanrısız özgürlüğün coşkusunu ve büyümenin zevkini tatmak isteyen ender insanlardan biriyseniz,acıların en büyüğüne karşı kendinizi hazırlamalısınız.Bunlar bir arada gelirler ve asla birbirinden ayrı yaşanmazlar ! Daha az acı istiyorsanız,Stoacıların (?1) yaptığı gibi beklentilerinizi küçültmeli ve en yüce zevkten vazgeçmelisiniz.
- (?1) Stoacılar doğaya uygun yaşamayı felsefi olarak benimsemişler ve dünya vatandaşlığını savunmuşlardır. Mutluluk dış koşullara bağlı olmamalıdır önermesini dile getirmişlerdir.
***
Benim için ''görev'' sözcüğü çok ağır ve baskıcı bir sözcük.Ben yalnızca tek bir şey için görev sözcüğünün söz konusu olabileceğini düşünüyorum,o da özgürlüğümün korunması.Evlilik ve ona eşlik eden sahip olma duygusu ve kıskançlık,ruhu tutsak eder.
***
Kadın memesinin gerçek yapısı gelirdi aklına ; yağımsı birikintide yüzen annelik hücreleri topluluğu..
***
Ama bizler toplumsal kısıtlamaları,reddeden ve hür düşünen idealist insanlarız.Kendi ahlaki yapımızı oluşturabilme yeteneğine sahip olduğumuza inanıyoruz.
***
Kitaplara,neredeyse bitmiş,yalnızca yazılması kalmış kitaplara gebeyim.
Bazen baş ağrılarımın,beynimdeki doğum sancıları olduğunu düşünüyorum.
***
''Hakikati,'' diye devam etti Nietzsche,ancak inanmayarak ve kuşku duyarak yakalayabilirsiniz,böyle çocuksu bir tavırla 'keşke öyle olsa' diyerek değil ! Hastanızın Tanrı'nın kucağında olma isteği hakikat değildir.Bu çocuksu bir istektir,hepsi o kadar ! Bu ölmeme arzusudur.''Tanrı'' diye adlandırdığımız o ebediyen şişirilmekte olan emziğe sarılmaktır ! Her ne kadar Darwin kanıtlarını gerçek bir sonuca ulaştırma cesaretini gösterememiş olsa da,evrim teorisi Tanrı'nın gereksizliğini bilimsel olarak ortaya koymuştur.Tabii,siz de Tanrı'yı bizim yarattığımızı ve şimdi de el birliğiyle onu katlettiğimizi biliyor olmalısınız.
***
''Ya bu sabahki hastam ? Onun seçenekleri nedir ? Belki de seçimi Tanrı'ya güven duymaktır! '' dedi.(Bruer)
''Bu,insana göre bir seçim değildir.Bu insanca bir çözüm değil,kendi dışındaki bir yanılsamaya tutunmaktır.Böyle bir seçim başka bir şeyi,doğaüstü bir şeyi seçmek,insanı daima güçsüz kılar.Daima onu olduğundan fazla küçültür.Ben bizi olduğumuzdan daha yüce yapacak şeyleri severim! '' dedi.(Nietszche)
***
Ümit mi ? Ümit en son kötülüktür.
Ümit kötülüklerin en kötüsüdür,çünkü işkenceyi uzatır.
***
Ölüm güç bir şeydir.Ölümün son iyiliği,bir daha ölümün olmamasıdır diye düşünürüm her zaman.
***
Bir kitap bizi alıp diğer kitapların üzerine çıkarmıyorsa o kitabın neresi iyidir ?
***
Örneğin,erdemi ters yüz edip ona kötülük adını takıyor.Burada anlattığı sadakat anlayışında da olduğu gibi ; '' Gördüğü bir şeye yapışıp kalmakta inat eder ; ama buna sadakat der.''
***
Hepimiz bazen birileriyle o kadar yakınlaşırız ki dostluğumuzu ya da kardeşliğimizi hiçbir şey engellemiyormuş gibi görünür ; bizi ayıran küçücük bir köprü vardır,hepsi o kadar.Ama sen tam bu köprüye adım atacakken sana şu soruyu sorsam : Bu köprüyü geçip bana gelebilir misin ? İşte o anda artık bunu istemeyiverirsin ; sorumu tekrarlasam öylece suskun kalırsın.O andan itibaren aramıza dağlar ve azgın nehirler girer ; bizi ayıran ve birbirimize yabancılaştıran duvarlar örtülüverir önümüzde ve bir araya gelmek istesek de artık yapamayız.Ama o küçücük köprüyü düşündüğünde,sözcüklere sığmayacak kadar büyüyüverir gözünde ; yutkunur ve şaşar kalırsın.
***
Olumlu duygular ifade etmeyi güce boyun eğme olarak yorumluyor.
***
Birinin kendisini başka birine açması ihanetin kapılarını açar ve ihanet insanı çok rahatsız eder,değil mi ?
***
Bir kadın,bir erkeğin yanında olmaktan hoşlanıyorsa,neden koluna girip onunla yürümeyi teklif etmeyecekti.(...) Bu kadın özgürdü !
***
Ümitsizlik öz farkındalık uğruna ödenen bir bedeldir.
***
Melankolikler ölüm orucuna girerler ya da intihar edebilirler.Manikler ise genellikle kendilerini ölesiye yorarlar.
***
Ruhunda sükunete kavuşmak ve mutlu olmak isteyen insanlar inanmalı ve iman etmelidir,ama hakikatin peşindeki insanlar iç huzurundan vazgeçip yaşamların bu sorgulamaya adamak zorundadırlar.
***
Yaşadığımız şeyleri biz icat ederiz.Dolayısıyla icat ettiğimiz şeyi yok edebiliriz.
***
Bastırılmış hınç insanı hasta eder.
***
Oysa benim için Tanrısızlık coşkuyla dolmak için büyük bir fırsat.Özgürlüğümün tadını çıkarıyorum.Tanrılar var olsaydı bize yaratacak ne kalırdı diye soruyorum kendi kendime.
***
Uygar,kibar ve görgülü bir adam.Vahşi tabiatını ıslah etmiş,içindeki kurdu kuzuya çevirmiş.Ve buna ölçülülük diyor.Bunun asıl adı sıradanlıktır !
***
Arzu edilenden çok,arzu etmeye aşığızdır.
***
Bazen yaşamın o kadar içini görebiliyorum ki birden doğrulup çevreme baktığımda kimsenin yanımda olmadığını,bana eşlik eden tek şeyin zaman olduğunu görüyorum.
***
Benim düşlediğim aşk iki insanın birbirini sahiplenme çabasından çok daha öte bir şey.Yıllar önce,bir keresinde bunu bulduğumu sanmıştım.Ama yanılmışım.
***
Yaşarken yaşayın ! İnsan yaşamını tamamlayıp öldüğü zaman,ölüm taşıdığı dehşeti yitirir ! İnsan doğru zamanda yaşamazsa,asla doğru zamanda ölmez !
***
Ölümsüz olan bu yaşamdır,bu andır.Ölümden sonra yaşam yoktur,bu yaşamın varması gereken bir hedef,kıyamet günü yargıları yoktur.Bu an sonsuza dek varlığını sürdürür ve tek seyirciniz siz,yalnızca sizsiniz.
***
Evlilik bir hapishane değil,içinde daha yüce bir şeylerin yetiştirildiği bir bahçe olmalıdır.
***
Nietszche ona,yeni bir benliğin,eski yaşamın külleri üzerine kurulacağını söylemişti.
***
Kimin bana eşlik ettiğinin ne önemi var diye düşündü.Nasıl olsa herkes yalnız ölür.
***
Hiçbir şey her şey demektir! Güçlenmek istiyorsan,önce köklerini hiçliğin derinlerine gömmeli ve en yalnız yalnızlığınla yüz yüze gelmeyi öğrenmelisin.
***
İdeal evlilik ilişkisi,her iki insanın da yaşamını sürdürmesi için bu ilişkiye muhtaç olmadığı zaman kurulandır,demek istemiştim.
(,,,)
Friedrich Nietszche - AFORİZMALAR
Nietszche benim için her zaman dünyanın en büyük filozofu olarak kalacak.Çünkü bu adamın baktığı her şeyin ardında aslından öte birtakım imgeler ve fikirler bulduğuna eminim.Bu kitabı sanıyorum 3.kez elime alıyorum ve her okuduğumda çıkardığım farklı anlamlar beni bir sonraki okumaya teşvik ediyor.Kitabımızda oldukça fazla aforizma var.Lakin ben içinden en beğendiklerimi sizin için seçtim.
Hemfikir olacağımız bir nokta varsa, o da Nietszche'nin ileri görüşü,üstün insana yüklediği o yüce anlam ve Tanrı'yı nasıl öldürdüğüdür.
Keyifli ve bol düşünceli okumalar. :)
İyi bir tümce
zamanın dişleri için bile çok serttir.
***
Uygarlık tarafından yok edilme tehlikesiyle karşı
karşıya olan bir uygarlık çağını yaşıyoruz.
***
Birini sevmek barbarlıktır ; Çünkü bunu diğerlerini
harcayarak yapar.Tanrı sevgisi de öyle.
***
Endüstriyel düşüncenin aristokratik düşünceye baskın
çıktığı her yerde kadın,bir ticarethane memurunun ekonomik yasal bağımsızlığına
eğilim göstermektedir.
***
Bir genci bozmanın en iyi yolu,ona aynı düşüneni
farklı düşünenden daha çok saymayı öğretmek.
***
Bir ulusun içinde yaşamaya derin bir isteksizliğin
belirdiği her sefer bu,o ulusun uzun süredir izlediği yanlış beslenme rejiminin
sonucudur.
***
Ne denli
yükselirsek,uçmayı bilmeyenlere o denli yüksek görünürüz.
***
Altınını yanında
sikkeleşmemiş halde taşımak sıkıntılı iştir ; hiçbir kalıplaşmamış düşüncesi
olmayan düşünürün yaptığı da budur.
***
Biz yani,idrak edenler,kendimizi
tanımıyoruz,kendimiz kendimizi : Bunun da bir sebebi var : Hiçbir zaman
kendimizi aramadık ki – bir gün kendimizi bulabilmemiz mümkün olsun ?
***
İnsan ne denli derinine bakarsa yaşamın,o denli
derinden görür acıyı.
***
Kolay bir sanat
değildir uyku,gün boyunca uyanık kalmak gerekir uğruna.
***
Doğrusu şu ki,insan kirli bir nehirdir.Kirli bir
nehiri,kirlenmeden içine alabilmek için bir deniz olmak gerek.
***
İdrak eden kişinin gözünde insan,kırmızı yanaklı bir
hayvandır : İnsan sık sık utanmak zorunda kalmış bir hayvandır.
***
Umut en büyük kötülüktür.Çünkü işkenceyi uzatır.
***
Zavallı insanlık ! – Beyindeki kanın bir damla fazla
ya da az olması,yaşamımızı tarif edilemeyecek kadar perişan ve zor hale
sokabilir.Öyle ki Prometheus’un akbabadan çektiği acıdan daha fazlasını bu bir
damla kandan çekeriz.Ama insan nedenin damla olduğunu bile bilmeyip, ‘şeytan!’
ya da ‘günah!’ diye düşünürse,en korkunç durum işte o zaman ortaya çıkar.
***
Yalnızlık kimine göre hasta insanın kaçışıdır,kimine
göre de hasta insanlardan kaçış.
***
Her insan benliğinde entelektüel yüksekliğin ve
ahlaksal temizliğin çifte özlemini taşır.Her düşüncede de açılmak eğiliminde
olan iki kanat vardır : Deha ile kutsallık.
***
İnsanoğlu hayatta o
kadar acı çeker ki,canlılar arasında yalnız o,gülmeyi icat etmek zorunda
kalmıştır.
***
Yaratıcılık ve keşif
acıda ve yalnızlıkta saklıdır.
***
Hep öğrenci kalan
insan,öğretmenine borcunu kötü ödüyor demektir.
***
İnsanlar ışığın çevresinde toplaşırlar,daha iyi
görmek için değil,daha iyi parıldamak için.
***
İnsan sıkı tutmalı yüreğini ; çünkü gitmesine izin
verirse,çok geçmeden aklı da gider peşinden.
***
İnsan kendini bir tanrı sayabilirdi,belden aşağısı
olmasaydı.
***
Modern çağın en genel belirtisi : İnsan kendi
gözünde saygınlığını inanılmaz derecede yitirmiştir.
***
Kadın erkekten ölçülmez derecede daha kötüdür ; daha
akıllıdır da.Bir çeşit yozlaşmadır kadında iyilik.
***
Kadınlara sorun ; keyif verdiği içim doğum yapılmaz
! Sancıdır,tavukları ve şairleri gıdaklatan.
***
Cinsel arzu,aslında ; karşındaki insanın zihni ve
bedeni üzerinde mutlak hakimiyet kurmak için duyulan arzudan ibarettir!
***
Sevmek ve yok olmak ; beraberdir ezelden beri.Sevme
istemi,ölüme de istekli olmak demektir bu.Budur sözüm,siz korkaklara!
***
‘Bana yaptığını bağışlıyorum : Ama kendine böyle bir
şey yapmış olmanı nasıl bağışlayabileyim ki !’ – böyle dedi bir seven.
***
Adamın birine ‘yanlış trene bindiniz’ demişler.Adam
itiraz etmiş : ‘ Hayır,makinist ters gidiyor’ demiş.
***
Özgür insan ahlaksızdır,çünkü o her bakımdan
geleneğe değil,kendisine bağlı olmak ister : ‘ Kötü’,insanoğlunun ilk
zamanlarındaki bütün durumlarında ‘bireysel’,’bağımsız’,’keyfi’,’alışılmamış’,’öngörülmemiş’,’hesaplanamaz’,
anlamlarına gelir.
***
Bir ülkücü ıslah olmaz : Onu gökten aşağı atsalar,bu
sefer de cehennemi ülkü edinir.
***
Neden mi yazıyorum ? Aramızda kalsın,düşüncelerimden
başka türlü kurtulma çaresi bulamadım henüz.
***
Bizi bir kez olsun
bütün öbür kitapların ötesine götüremeyen kitap neye yarar?
***
Deri değiştirmeyen
yılan ölür.Düşünce değiştirmesine engel olunan kafalar da öyle.
***
Her sabit düşünce
sahibi için zindandır.
***
Kendi savaşınızı
açmalısınız,kendi düşüncelerinizin uğruna.Düşünceleriniz yenilse
bile,dürüstlüğünüz zafer çığlıkları atmalıdır bunun için.
***
Kendinin derin
olduğunu bilen kimse aydınlığa yönelir.Kalabalığa derin görünmek isteyen ise
karanlığa yönelir.Kalabalık dibini görmediği her şeyi derin sanır çünkü.
***
Birini suçlamak
üzere ileri attığın elinin 3 parmağının seni gösterdiğini unutma!
***
Çektiğim acıya bir
ad taktım : ‘ Köpek’ diyorum ona.O da herhangi bir köpek gibi
sadık,sıkıcı,arsız,oyalayıcı ve akıllı.Zorba tavırlarla onu
azarlayabiliyor,öfkemi ondan alabiliyorum.
***
Hayat,kendisini alt
edenindir.
***
Hayat savaşın bir
sonucudur,toplum ise savaşın bir aracıdır.
***
Ölümün son
iyiliği,bir daha ölüm olmamasıdır.
***
Kimi varoluşun
anlamı,ancak başka bir varoluşu unutturmak kadarıyla vardır.Afyonlu ilaçlar da
tedavide böyle kullanılır.
***
Bir Tanrıyı
yalnızca iyinin tanrısı olma durumuna sokan doğaya aykırı iğdişlenmişlik,burada
her türlü çekiciliğini yitirirdi.Kişinin iyi olan Tanrı kadar kötü olanına da
gereksinimi vardır : kişi kendi var oluşunu yalnızca hoşgörüye,insancıllığa
borçlu değildir ki…Öfkeyi,öcü,kıskançlığı,alayı,kurnazlığı,şiddeti tanımayan
bir Tanrı,neye yarardı ki ?
***
Tanrı öldü : insana
acımasından ötürü öldü tanrı.
***
Gelenek nedir ?
Bize yararlı olan şeyleri emrettiğinden dolayı değil,bize emrettiğinden dolayı
itaat ettiğimiz yüksek bir otoritedir.
***
Eylemlerimiz
değil,kendimizin ve başkalarının eylemlerimiz konusundaki kanılarıdır – bizi
iyi ya da kötü kılan.
***
Yokluk büyük
varlıktır azizim.Yeter ki fark edebilesin.
***
Zorla alabileceğin
bir hakkın sana verilmesine izin verme.
***
Şaka bir duygunun
ölümünün mezar yazıtıdır.
***
Kötü belleğin
yararı,kişiyi aynı iyi şeylerin tadına birkaç defa ilk kez tattırmasıdır.
***
Özgür mü diyorsun
kendine ? Sana hükmeden düşünceni duymak isterim,bir boyunduruktan kaçıp
kurtulduğunu değil.
***
Her şeyin bir
zamanı var. – İnsan her şeye bir cinsiyet atfettiği zaman,oynadığını
değil,derin bir anlayış kazandığını düşünüyordu.- Korkunç boyutlardaki bu
yanılgısını çok geç itiraf etti ve belki de hala bütünüyle itiraf etmedi.- Keza
insan var olan her şeyi ahlakla ilişkilendirdi ve dünyanın omuzlarına etik bir
anlam yükledi.Bunun,günün birinde,bugün güneşin erkek mi dişi mi olduğu
konusundaki düşünceden daha fazla bir değeri olmayacak.
***
Kibirli insan kendisini
en öne geçirseler bile küskünlük duyar: O zaman da arabasının atlarına bakar
ters ters.
Kaydol:
Yorumlar (Atom)





