20 Mart 2017 Pazartesi

Ahmet Ümit - ELVEDA GÜZEL VATANIM

Ahmet Ümit'i lise yıllarımda 'İstanbul Hatırası' adlı romanıyla tanıdım ve bana polisiye roman türünü sevdiren bir isim olmuştu.
Şimdi üniversitedeyim ve bana bir ilki daha yaşattığı için kalemine saygı duyduğumu belirtmeliyim.Bu kez de tarihi romanları sevdirdi bana Ahmet Ümit.Okuduğum bölümle de alakalı olması mı beni bu kadar hayran bıraktı yoksa tarihin sanatla buluşması mı beni cezbetti bilinmez ama gerçekten üzerinde emek verilmiş bir kitap olduğunu biliyorum.Bunu, okurken neredeyse her sayfada hissedeceksiniz.

' 1926 yılının o hüzünlü sonbaharı.Osmanlı İmparatorluğu yıkılmış, genç cumhuriyet ayaklarının üzerinde durmaya çalışıyor.O büyük altüst oluşun içinde bir adam: Şehsuvar Sami... Bir zamanların İttihat ve Terakki Fedaisi, şimdilerin yorgun komitacısı.Şehsuvar Sami'nin etrafında dönen amansız bir entrika.Bir yanda kaybettiği ama hiçbir zaman yüreğinden çıkaramadığı sevgilisi Ester, öte yanda yaşanılan tarihsel bozgun... Kaybedilen bir ülke, kaybedilen bir şehir, kaybedilen bir hayat.Ve aklında hep aynı soru: Devlet mi kutsaldır, yoksa insan mı? '



* Devletin derinlikleri, toprağın derinliklerinden daha karanlıktır.

* Sahi nedir vatan? Bir toprak parçası mı, uçsuz bucaksız denizler, derin göller, yalçın dağlar, verimli ovalar, yemyeşil ormanlar, kalabalık şehirler, tenha köyler mi ? Hayır, bütün bunların ötesinde bir anlam taşır vatan.Ne sadece toprak parçası, ne su havzaları, ne ağaç silsilesi... Annemizin şefkati, babamızın saçlarına düşen ak, ilk aşkımız, doğan çocuğumuz, dedelerimizin mezarlarıdır vatan... Vatanı olmayan insanın hayatı da olmaz.

* Victor Hugo'nun söylediği gibi : ' Zamanı gelmiş fikirden daha güçlü hiçbir şey yoktur.

* Fırtınalı okyanuslardan kurtulup, ölü bir denizde batmayı bekleyen yelkenli gemi gibi çaresiz, öylece kalakalmışken, insan daha iyi değerlendiriyor kendini.

* İnsan, tarihin rüzgarı karşısında, okyanusa düşmüş bir ceviz kabuğu gibidir.Ne kadar şuurlu davranmaya çalışırsa çalışsın, kaderi dalgaların insafına kalmıştır.

* Hep söylediğim gibi bizi buluşturan genç bedenlerimizin arzularından çok, boyun eğmeyen kalplerimizdi, yeni olanı keşfetmeye açlık duyan ruhlarımızdı.Sen edebiyatı seçmemizi istedin.Evet, edebiyat, sonsuz bir isyandı.Politika  gibi sadece bu devirle, bu dönemle, bugünle sınırlı değildi.

* Hayatın en güzel bencilliğidir aşk. (Kitapta daha iyi anlayacağınız bir kesit.)

* Çünkü tarihin vicdanı yoktu.Çünkü tarih insanları düşünmezdi.Ne insanları, ne aşklarını ne de hayatlarını.Biz, ona yön vermeye çabalasak da, o kendi kafasına göre akmayı sürdürürdü.Ülkeler parçalanmış, milletler yok olmuş, şehirler yağmalanmış, insanlar katledilmiş hiç umrunda olmazdı.

* Ölümle yüzleşmek, ölmeyi düşünmekten daha iyidir.

* Biz de Poe ( Kuzgun şiirini okuyabilirsiniz.) gibi ızdırabımızla alay etmeyi başardığımızda insan olmaya bir adım daha yaklaşacağız.

* İnsan ruhu henüz keşfedilmemiş kapkaranlık bir coğrafyadır.Vahşetle şefkat, korkuyla cesaret, nefretle sevgi, mantıkla delilik hepsi bir zihnin içinde hapsedilmiştir.Bazen kendimizi iyi biri zannederiz ama değilizdir, bazen kendimizi sevgi dolu biri zannederiz ama aslında öldürmeye yatkınızdır, zıddı da mümkün tabii.Sevgisiz bir ortamda büyüdüğü için nefret dolu olduğunu düşünen birinin elinin kötülük yapmaya gitmemesi gibi... Çoğumuz kim olduğumuzun farkında değiliz, bunu düşünmemişizdir bile.Düşünmek için başımıza sarsıcı bir olay gelmesi icap eder, kendi ruhumuzla yüzleşmek zorunda kalacağımız korkunç bir olay ...

* Geç kalmış bir inkılaptan kötüsü, hiç olmamış bir inkılaptır.

* Leon Dayı ' İhtilal, fırtınalı bir denizde, dev dalgalarla boğuşarak kayaya çıkmaya çalışan, gövdesi halktan, direkleri teşkilattan, yelkenleri isyandan oluşan bir gemidir.' demişti.O zamanlar çok hoşuma gitmemişti bu benzetme, ama şimdi anlıyorum ki, eksik söylemiş.İhtilal fırtınalı bir denizde kıyıya ulaşmaya çalışmaz, aksine devasa dalgalarla boğuşmayı öğrenerek hiç batmadan hep denizin üzerinde kalmaya çalışır.Çünkü tarihi teşkil eden olaylar asla sabit değildir, asla belli kurallara göre hareket etmezler, hep dinamiktir, asla dizginlenemezler ve hepsinden önemlisi süreklidirler.

* Kanlı siyasetin kirlettiği ruhumu edebiyatın sularında temizlemeye çalışıyordum. (Şehsuvar Sami)

* Hayat çok acımasız Şehsuvar, bunun için sanatı icat etmiş insan.Ve biz şanslıyız çünkü yazabiliyoruz.Hayat üzerimize geldiğinde, günler katlanılmaz olduğunda, sığınabileceğimiz edebiyat adında şahane bir liman var.Üstelik yazacaklarımız yalnızca kendimiz için değil, başkaları için de sığınak olabilir, onlara yeniden yaşama sevinci verebilir.Anlamıyor musun, başka türlü çekilmez bu hayat. (Ester)








11 Temmuz 2016 Pazartesi

Antoine de Saint-Exupery - KÜÇÜK PRENS

Üzerine çok yazılıp çizilen, sözlerini sağda solda sıkça duyduğumuz, yazılışının üzerinden 73 yıl geçmiş, çocuklar için yazılmış olarak görülen ama aslında yaşam, sevgi, aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens adlı eserimizde bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılmış.

Romanımız New York'ta bir otel odasında yazılmış ve kitapta ( okuyanlar görmüştür ) Exupery'nin çizimleri de mevcuttur.

Yazarımız kitabını yazdıktan tam altı yıl sonra Le Petit Prince adlı uçakla keşif uçuşu yaparken Akdeniz üzerinde kaybolur ve bir daha kendisinden haber alınamaz.

Artı bilgi olsun : Fransa'da çok sevilen Küçük Prens'in resmi 50 franklık banknotların üzerine basılmıştır.




* Eğer büyüklere, '' Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var ' derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar.Ne zaman ki onlara, ' Yüz milyonluk bir ev gördüm.' dersiniz, işte o zaman size, 'Oo, ne kadar güzel bir evmiş !'' derler gözlerini koca koca açıp.

* Büyükler sayılara bayılırlar.Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim.Onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar.''Sesi nasıl ? '' demezler örneğin ya da '' Hangi oyunları sever ? Kelebek koleksiyonu var mı ? '' diye sormazlar.Onun yerine, '' Kaç yaşında? '' derler. '' Kaç kardeşi var ? Kaç kilo ? Babası kaç para kazanıyor? '' Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.

* Okyanusun ortasında salıyla kalakalmış bir denizciden bile çok daha yalnızdım.

* İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.Gerçeğin mayası gözle görülmez.

*  Herkesin bir yıldızı var.Hepsi birbirine benziyor gibi görünüyor ama gerçekte öyle değil.Herkesin yıldızı farklı farklı, hiçbiri diğerine benzemiyor.Yolcular için pusula, kimileri için küçük bir ışık, bilginler için çözülmesi gereken bilmecedir yıldızlar, iş adamına göre ise altından başka bir şey değil.Ne var ki bütün yıldızlar suskundur.Ama sen onları herkesten ayrı gözle göreceksin.

* İnsanları kolayca tanıyamazsın.Onların tanımaya ayıracak zamanları yoktur.Yediklerini, içtiklerini bile dükkanlardan hazır olarak alıyorlar.Ama dost satan dükkanları olmadığı için dostları da yoktur.


* Ama sen herhangi bir anda çıkıp gelirsen yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez.

* İnsanların arasında da pekala yalnız hissedebilirsin kendini.

* Bütün koca adamlar bir zamanlar çocuktular. ( Gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az rastlanır ya...)

* Kelebeklerle tanışmak istiyorsam bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.

* Kendini yargılamak başkalarını  yargılamaktan daha güçtür.Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.

* Senin gülünün önemli olmasını sağlayan şey ona ayırdığın vakittir.

* Ve artık üzüntünü unuttuğunda beni tanımış olmak kıvançlandıracak seni.Hep dostum olarak kalacaksın.Benimle birlikte gülmek isteyeceksin.Kimi kez öylesine, zevk için pencereni açacaksın.Dostların senin yıldızlara bakarak güldüğünü görünce şaşıracaklar.O zaman onlara ; '' Evet.'' diyeceksin, '' Hep güldürür yıldızlar beni ! '' Deli olduğunu sanacaklar.Böylece kötü bir oyun oynamış olacağım sana.

28 Mart 2016 Pazartesi

Franz Kafka - MİLENA'YA MEKTUPLAR

Aşka yolu düşmüş her kadın birer
Piraye
Tomris Uyar
Milena olmak ister.
Franz KAFKA'nın Milena'sı..

Franz Kafka hakkında daha önce hiçbir şey duymamış olsanız da bu abimizin kitapları çeşitli dillere çevrilerek dünyaca tanındı. (Dava, Dönüşüm vs. ) Hatta Prag için, tam anlamıyla onun şehri diyebiliriz.Kafesinden sokağına, müzesinden tişörtüne,hediyelik eşyasından posterine kadar her yerde Franz Kafka ismini duyarsınız.Umarım ben de bir gün oraları gezerim :)



* Üzerinize bir felaket gibi çöken kitaplar gerek.Bir kitap içinizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır.İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız.Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar ?! ( Ey Vatan kitabından alıntıdır, altı kırmızı kalemle çizilmiştir :) )





* Paltomu bile taşımakta zorlanırken, dünyayı nasıl taşırım ? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam.Sen de anlamazsın.Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım ?


* Öyle zaman olur ki, odada yalnızken bile ' yok oluverir' insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir.


* Ah Milena ! Bugün yağmur göz kapaklarıma yağıyor.


* Ve bir kez olsun bana kendimden kurtulup derin bir nefes alma zevkini tattır.


*Ve senin yanında öylesine huzurlu öylesine huzursuz
  Öylesine baskı altında ve öylesine özgürüm ki ...


* Milena ! Yardım et bana ! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!


* Yine de gönderiyorum sana merhabamı, ne olur ki. Gerekirse kapının önünde düşüversin yere, belki daha da güçlenerek kalkar.


* Açık denizlerin dibinde basınç olmayan hiçbir yer yoktur, seninle olmanın da baskısı var ama yaşamın kendisi başlı başına bir sıkıntı ve bu beni hasta ediyor.Yaşamaya zorlanırken, insanlara tahammül edemediğimi ve kendimden utandığımı düşündüm ama şimdi sen bana, benim için katlanılmaz olanın yaşamın kendisi olmadığını gösterdin.


* Şeytanları tarafından işkence edilen insan farkında bile olmadan öcünü en yakınından alır.


* Ve gece yazdığın mektup orada işte, nasıl okunabileceğini aklım almıyor, bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor, aklım almıyor, senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor ...


* Sözleri ve istekleri yetişkinlerin bilgisiyle doldurulsaydı çocuklar korkunç olurlardı.

* Üzüntü demek , gece gündüz, uykuda olsun, uyanık olsun , bedenine saplanmış bir oku taşımak demek, çekilir şey değil bu..


* Oysa kadınlar, suçları olmadan acı çekerler.


* Bu mektup, cehennemin içine bakmak gibi..


* Bozuk olan ruh sağlığım, akciğerlerim değil !


*Aslında seviyor olduğum sen değilsin, daha fazlası, senin aracılığınla bana hediye edilen varlığım.


* Ona göre hayat misafirlerin sabırsızlıkla mezeleri beklerken ana yemek olan kızartmanın sessizce önlerinden geçip gittiği, kötü organize edilmiş bir ziyafetmiş.


.
.
.
.

10 Ocak 2016 Pazar

Chuck Palahniuk - GÖSTERİ PEYGAMBERİ

Asilerin,
Kaybedenlerin,
Hayalperestlerin,
Küfürbazların,
Günahkarların,
Beyaz zencilerin,
Aşağı tırmananların,
Yola çıkmaktan çekinmeyenlerin,
Uçurumdan atlayanların,
                                       dili,sesi
                                                     Yeraltı Edebiyatı ...
Yeraltı edebiyatı dizisine başladığım ilk kitap Gösteri Peygamberi, kitaplığımda bana hediye eden kişi kadar değerli bir yere sahip oldu bile :)

Popüler kültürü taşlayan bir başyapıt.Medyanın bize nasıl yön verdiğini müthiş bir hayal dünyasıyla betimlemiş yazarımız.Kitabın aykırılığı,sayfalarının 1,2,3.. diye değil de geriden gelerek 312,311,310 şeklinde seyretmesiyle başladı.Yani en azından benim dikkatimi çeken ilk şey oldu diyelim.

Kahramanımız Tender Branson.
Seri cinayet faili Tender Branson.
Süper kupayı piç eden Tender Branson.
Güzel karısını mihrapta terk edip giden Tender Branson.
Deccal Tender Branson.

2039 sayılı uçağın portakal renkli ama halk arasında kara kutu olarak bilinen kayıt aleti.İçinde geriye kalan her şeyin kaydını sonsuza dek saklayacak bir tel yumağı..




* İntihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark gazetede manşet olmaktır.

* İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar.Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor.Dramlarının.Önemsiz meselelerinin.Hikayelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar.Çünkü  geriye ne kalacağını biliyorlar.Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.

* İntihara karar veren birinin espri anlayışı da körelir.Yanlış bir kelime ederseniz haftaya cenazesi kalkar.

* İnsanların neden uyuşturucu kullandıklarını anlamaya başlıyorum.Çünkü zamanın sınırlı olduğu, kanunlar ve emirlerle dolu  ve mülkiyete dayalı bu dünyada insanların yaşayabilecekleri tek gerçek kişisel macera bu.

* Bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış.

* Şu anda bir cinayete kurban gitmek, taze bahar havası almak gibi gelirdi.

* Bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık.Tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı.Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu.O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.



6 Aralık 2015 Pazar

Khaled Hosseini - BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ

Khaled Hosseini özlemi,ihaneti,dostluğu,aşkı,insanlığı en iyi anlatan yazarlardan biri.
Bu romanıyla beni ağlatmayı başarmıştır.Uçurtma Avcısı'ndan sonra kaleme aldığı Bin Muhteşem Güneş, gerçekten muhteşem bir yapıt.
-
Nereye giderseniz gidin,ülkeniz peşinizden gelir.Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar.
Afganistan'ın Khaled Hosseini'de yaşadığı gibi..
Bu roman iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden anlatılıyor.
Küçük yaşta evlendirilen kızlar,çocuğu olmayan kadınlar,babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan,geçmişe gömülmüş aşklar...
Afganistan'da yaşanan savaşın insanları nasıl mahvettiğini bu romanı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.
Leyla ve Meryem.
İki kadın.
Unutamayacaksınız.




* Daha çok küçüksün, biliyorum, ama bunu şimdiden anlamanı ve iyice öğrenmeni istiyorum, demişti.Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez.Sen çok, çok zeki bir kızsın.Gerçekten öylesin.İstediğin her şey olabilirsin, Leyla.Seni tanıyorum.Ayrıca, bu savaş bittikten sonra Afganistan'ın erkekler kadar, belki de daha çok sizlere gereksinim duyacağını biliyorum.Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur,Leyla.Hiç yoktur.

* Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın.

* Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin ne de duvarlarının gerisinde gizlenen bin muhteşem güneşi.

* Ağlamak reçete değil.Marifet de değil.Sadece basit bir eylem.

* Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur; gerçeği iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek,anlamak.

* Aklıma Nana'nın bir keresinde söylediği bir şey geldi; her bir kar tanesinin dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu.Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.

* Hep kuzeyi gösteren bir pusula ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da mutlaka bir kadını işaret eder.Her zaman.

* Yılanın soktuğu adam bile uyuyabilir ama aç adam asla.

* Sarhoşun günahının bedelini hep ayık öder.

* Bir erkeğin kalbi habis bir şeydir Meryem.Bir ananın rahmine hiç benzemez.Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez.

* Bakın bazı şeyleri ben size öğretebilirim.Bazılarını kitaplardan öğrenirsiniz.Ama bazı şeyler vardır ki, mutlaka görmeniz ve hissetmeniz gerekir.

* Bütün sevgilerini zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana babaların yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi.

* Sevgi insanın yüreğinden çıkan sessiz çığlıklardır.Bazen bunu sevdiğimiz insanlar bile duymaz.

* Orada geleceğin hiçbir önemi yoktu.Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu : Sevgi insana zarar veren bir hatadır, işbirlikçisi yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.

* Canını kurtarmış olmanın bedeliyse kimin kurtaramadığını merak etmenin ızdırabıydı.

* Çinliler,bir gün çaysız kalacağına üç gün aç kal derler.

* Bir insanın çekebileceği bütün çilelerin arasında, eli kolu bağlı, öylece beklemekten daha ağırı olmadığı sonucuna vardı.

*

Khaled Hosseini - UÇURTMA AVCISI

Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk...
Aynı evde büyüyüp aynı süt anneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır : Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının,Hasan ise onun hizmetkarının oğludur.Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.

Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler.Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

Romanımız, arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman.Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları...
Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı...
Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü.

Kitabımız şöyle başlıyor :
- Aralık 2001
Bugün neysem, on iki yaşındayken, 1975 kışının o karanlık, buz gibi gününde oldum.Tam anını çok iyi anımsıyorum; yıkık, toprak bir duvarın arkasına çömelmiş, donmuş derenin yakınındaki dar, çıkmaz sokağa bakıyordum.Üzerinden çok uzun zaman geçti ama geçmiş için söylenenler yanlış.Ben onun nasıl gömüleceğini öğrendim.Her ne kadar geçmiş pençeleriyle kendine bir çıkış yolu açmayı becerse de.Şimdi düşününce, o boş sokağa son yirmi altı yıldır bakmakta olduğumu fark ediyorum...



* Tek bir günah vardır.O da hırsızlıktır.Yalan söylediğin zaman, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalmış olursun.Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın.Karısının onun üzerindeki hakkını,çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da.Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.

* Çocuklar boyama kitabı değildir.Onları en sevdiğin renge boyayamazsın.

* Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.

* Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.

* Savaş onuru ortadan kaldırmaz.Tam tersine ,barış zamanından daha çok onur gerektirir.

* Vicdanı olmayan,iyiliği bilmeyen bir insan acı da çekemez.

* Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok ....

* Suskunluk huzur içeriyor.Sakinlik,dinginlik.Yaşam düğmesinin sesini kısmak gibi.Sessizlik ise düğmeyi kapatmak.Kesmek.Tamamen durdurmak.

* Beyninde iblisler at koştururken, aldı yeteneğin bir lüks olur çıkar.

* Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.

* Ama zaman çok aç gözlü bir şey , bazen bütün ayrıntıları çalıp kendine saklıyor.

* Zendagi Migzara - ''hayat devam ediyor.''

* Yaşam bir trendir.ATLA.

* İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan beni rahat rahat okuyordu.

* Gözlerini gökyüzünden ayırdığın an, fazla dayanamazsın.

1 Aralık 2015 Salı

Khaled Hosseini - VE DAĞLAR YANKILANDI

Gece vakti,çölü bir el arabasını çekerek geçen baba.
Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız,biri erkek.
Küçük Peri için ağabeyi Abdullah,ağabeyden çok öte.
On yaşındaki Abdullah'a sorsanız Peri,her şey demek.
Köylerinden Kabil'e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor.Fakat aslında bu bir son değil.Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak.

Kitabımızın başında Mevlana Celaleddin Rumi'den bir alıntı yapılıyor :
- ''Doğru ve yanlış kavramların ötesinde uzanan bir toprak var.Seni orada bekleyeceğim.''

Bu kitap aileleri sevgi,fedakarlık,ihanet,sadakat gibi ortak duygularla sınıyor ve inanın her sayfasında bambaşka bir dünya sizi bekliyor.



* Bir yerde okumuştum Mösyö Boustouler,tepenize çığ düştüğünde,bütün o karın altında yatarken neresi yukarı neresi aşağı anlayamaz oluyormuşsunuz.Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine,kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz.İşte kendimi aynen böyle hissediyordum,yönünü şaşırmış,arafta kalmış,pusulamdan olmuştum.Dahası sözcüklere dökemeyeceğim kadar derin bir bunalımdaydım.Bu durumda çok aciz çok savunmasız olursunuz

* Güzellik gelişigüzel,düşüncesizce dağıtılmış,hakkıyla kazanılmamış muazzam bir armağandır.

* İkimiz de kaçıp gitmenin,yeni bir var oluşun,yeni kimliklerin özlemiyle kıvranmadık mı ? İkimiz de sonuçta bizi dibe çeken çapaların ipini kesip kendimizi açık sulara atmadık mı ?

* Sevecenlik bir insanın asla pişman olmayacağı tek şey.Yaşlandığında kendine kesinlikle şöyle demezsin ''Ah ! Keşke şu kişiye iyi davranmasaydım''

* İyi şeylerin hiçbiri bedava değildi.Sevgi bile.Her şeyin bedelini ödüyordun.Ve eğer yoksulsan,elindeki tek nakit,kahır çekmekti.

* Kilometrekareye binlerce trajedi düşüyor yahu!

* Bir öykü giden bir trene benzer : Ona nereden binersen bin,er ya da geç hedefine varırsın.

* Dünyanın sizin içinizi görmediğini,derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı,hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını..Gerçek işte bu kadar basit,bu kadar saçma ve bu kadar gadardı..

* Sen de benim kadar uzun yaşasaydın,zalimlikle yardımseverliğin aynı rengin iki tonu olduğunu anlardın.

* Sizi selden çekip kurtaran ip,ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir.

* Oysa zaman cazibe gibi.Asla senin sandığın kadarına sahip değilsindir.

* İkimizin rüzgarla kilometrelerce uzağa savrulan ama her ikimizi de döken ağacın iç içe geçmiş ,derin kökleriyle birbirine sıkı sıkıya bağlı iki yaprak olduğumuzu hayal ederdim.

* Onun ağzından adımı duymak , bizi ayıran bütün o yılların hızla,gerisingeri katlanmasından,üst üste binip kapanmasından farksızdı.Zaman bir akordeon gibi kendi kendine kapandı.

* Ömrüm boyunca cam bir tankın içindeki, saydam olsa da nüfuz edilemez, aşılamaz bir engelin gerisindeki bir akvaryum balığı gibi güvenle yaşadım. Karşı taraftaki pırıltılı dünyayı gözlemekte, canım isterse kendimi onun içinde düşlemekte özgürdüm. Sanırım cam duvarlara alıştım ve cam kırıldığı, tek başıma kaldığım takdirde suyla birlikte dışarıya fışkırıp kendimi hiç bilmediğim, engin bir boşlukta umutsuzca çırpınırken, soluk almak için deli gibi debelenirken bulmaktan ödüm kopuyor.