11 Temmuz 2016 Pazartesi

Antoine de Saint-Exupery - KÜÇÜK PRENS

Üzerine çok yazılıp çizilen, sözlerini sağda solda sıkça duyduğumuz, yazılışının üzerinden 73 yıl geçmiş, çocuklar için yazılmış olarak görülen ama aslında yaşam, sevgi, aşk hakkında derin anlamlar içeren Küçük Prens adlı eserimizde bir çocuğun gözünden büyüklerin dünyası anlatılmış.

Romanımız New York'ta bir otel odasında yazılmış ve kitapta ( okuyanlar görmüştür ) Exupery'nin çizimleri de mevcuttur.

Yazarımız kitabını yazdıktan tam altı yıl sonra Le Petit Prince adlı uçakla keşif uçuşu yaparken Akdeniz üzerinde kaybolur ve bir daha kendisinden haber alınamaz.

Artı bilgi olsun : Fransa'da çok sevilen Küçük Prens'in resmi 50 franklık banknotların üzerine basılmıştır.




* Eğer büyüklere, '' Güzel bir ev gördüm, kırmızı tuğlalı, pencerelerinden sardunyalar sarkıyor, damında ise kumrular var ' derseniz, nasıl bir evden söz etmekte olduğunuzu bir türlü anlayamazlar.Ne zaman ki onlara, ' Yüz milyonluk bir ev gördüm.' dersiniz, işte o zaman size, 'Oo, ne kadar güzel bir evmiş !'' derler gözlerini koca koca açıp.

* Büyükler sayılara bayılırlar.Yeni bir arkadaş edindiniz diyelim.Onun hakkında hiçbir zaman asıl sormaları gerekenleri sormazlar.''Sesi nasıl ? '' demezler örneğin ya da '' Hangi oyunları sever ? Kelebek koleksiyonu var mı ? '' diye sormazlar.Onun yerine, '' Kaç yaşında? '' derler. '' Kaç kardeşi var ? Kaç kilo ? Babası kaç para kazanıyor? '' Ancak bu sayılarla tanıyabileceklerini sanırlar arkadaşınızı.

* Okyanusun ortasında salıyla kalakalmış bir denizciden bile çok daha yalnızdım.

* İnsan ancak yüreğiyle baktığı zaman doğruyu görebilir.Gerçeğin mayası gözle görülmez.

*  Herkesin bir yıldızı var.Hepsi birbirine benziyor gibi görünüyor ama gerçekte öyle değil.Herkesin yıldızı farklı farklı, hiçbiri diğerine benzemiyor.Yolcular için pusula, kimileri için küçük bir ışık, bilginler için çözülmesi gereken bilmecedir yıldızlar, iş adamına göre ise altından başka bir şey değil.Ne var ki bütün yıldızlar suskundur.Ama sen onları herkesten ayrı gözle göreceksin.

* İnsanları kolayca tanıyamazsın.Onların tanımaya ayıracak zamanları yoktur.Yediklerini, içtiklerini bile dükkanlardan hazır olarak alıyorlar.Ama dost satan dükkanları olmadığı için dostları da yoktur.


* Ama sen herhangi bir anda çıkıp gelirsen yüreğim saat kaçta senin için çarpacağını bilemez.

* İnsanların arasında da pekala yalnız hissedebilirsin kendini.

* Bütün koca adamlar bir zamanlar çocuktular. ( Gerçi aralarında bunu hatırlayanlara az rastlanır ya...)

* Kelebeklerle tanışmak istiyorsam bir iki tırtıla katlanmayı öğrenmek zorundayım.

* Kendini yargılamak başkalarını  yargılamaktan daha güçtür.Kendini yargılamayı başarabilirsen gerçek bir bilgesin demektir.

* Senin gülünün önemli olmasını sağlayan şey ona ayırdığın vakittir.

* Ve artık üzüntünü unuttuğunda beni tanımış olmak kıvançlandıracak seni.Hep dostum olarak kalacaksın.Benimle birlikte gülmek isteyeceksin.Kimi kez öylesine, zevk için pencereni açacaksın.Dostların senin yıldızlara bakarak güldüğünü görünce şaşıracaklar.O zaman onlara ; '' Evet.'' diyeceksin, '' Hep güldürür yıldızlar beni ! '' Deli olduğunu sanacaklar.Böylece kötü bir oyun oynamış olacağım sana.

28 Mart 2016 Pazartesi

Franz Kafka - MİLENA'YA MEKTUPLAR

Aşka yolu düşmüş her kadın birer
Piraye
Tomris Uyar
Milena olmak ister.
Franz KAFKA'nın Milena'sı..

Franz Kafka hakkında daha önce hiçbir şey duymamış olsanız da bu abimizin kitapları çeşitli dillere çevrilerek dünyaca tanındı. (Dava, Dönüşüm vs. ) Hatta Prag için, tam anlamıyla onun şehri diyebiliriz.Kafesinden sokağına, müzesinden tişörtüne,hediyelik eşyasından posterine kadar her yerde Franz Kafka ismini duyarsınız.Umarım ben de bir gün oraları gezerim :)



* Üzerinize bir felaket gibi çöken kitaplar gerek.Bir kitap içinizdeki donmuş değerleri parçalayacak bir balta olmalıdır.İnsanı ısıran ve sokan kitaplar okumalıyız.Okuduğumuz kitap bir yumruk indirerek bizi uyandırmıyorsa ne işe yarar ?! ( Ey Vatan kitabından alıntıdır, altı kırmızı kalemle çizilmiştir :) )





* Paltomu bile taşımakta zorlanırken, dünyayı nasıl taşırım ? İçinde bulunduğum durumu kimseye anlatamam.Sen de anlamazsın.Ben bile anlamıyorum ki başkasına nasıl anlatırım ?


* Öyle zaman olur ki, odada yalnızken bile ' yok oluverir' insan, bunun nedenleri çoktur, kişi yaşarken bile ölebilir.


* Ah Milena ! Bugün yağmur göz kapaklarıma yağıyor.


* Ve bir kez olsun bana kendimden kurtulup derin bir nefes alma zevkini tattır.


*Ve senin yanında öylesine huzurlu öylesine huzursuz
  Öylesine baskı altında ve öylesine özgürüm ki ...


* Milena ! Yardım et bana ! Söyleyebildiklerimden daha fazlasını anla!


* Yine de gönderiyorum sana merhabamı, ne olur ki. Gerekirse kapının önünde düşüversin yere, belki daha da güçlenerek kalkar.


* Açık denizlerin dibinde basınç olmayan hiçbir yer yoktur, seninle olmanın da baskısı var ama yaşamın kendisi başlı başına bir sıkıntı ve bu beni hasta ediyor.Yaşamaya zorlanırken, insanlara tahammül edemediğimi ve kendimden utandığımı düşündüm ama şimdi sen bana, benim için katlanılmaz olanın yaşamın kendisi olmadığını gösterdin.


* Şeytanları tarafından işkence edilen insan farkında bile olmadan öcünü en yakınından alır.


* Ve gece yazdığın mektup orada işte, nasıl okunabileceğini aklım almıyor, bir göğüs havayı solumak için böyle nasıl daralıp genişliyor, aklım almıyor, senden nasıl uzak kalınır, aklım almıyor ...


* Sözleri ve istekleri yetişkinlerin bilgisiyle doldurulsaydı çocuklar korkunç olurlardı.

* Üzüntü demek , gece gündüz, uykuda olsun, uyanık olsun , bedenine saplanmış bir oku taşımak demek, çekilir şey değil bu..


* Oysa kadınlar, suçları olmadan acı çekerler.


* Bu mektup, cehennemin içine bakmak gibi..


* Bozuk olan ruh sağlığım, akciğerlerim değil !


*Aslında seviyor olduğum sen değilsin, daha fazlası, senin aracılığınla bana hediye edilen varlığım.


* Ona göre hayat misafirlerin sabırsızlıkla mezeleri beklerken ana yemek olan kızartmanın sessizce önlerinden geçip gittiği, kötü organize edilmiş bir ziyafetmiş.


.
.
.
.

10 Ocak 2016 Pazar

Chuck Palahniuk - GÖSTERİ PEYGAMBERİ

Asilerin,
Kaybedenlerin,
Hayalperestlerin,
Küfürbazların,
Günahkarların,
Beyaz zencilerin,
Aşağı tırmananların,
Yola çıkmaktan çekinmeyenlerin,
Uçurumdan atlayanların,
                                       dili,sesi
                                                     Yeraltı Edebiyatı ...
Yeraltı edebiyatı dizisine başladığım ilk kitap Gösteri Peygamberi, kitaplığımda bana hediye eden kişi kadar değerli bir yere sahip oldu bile :)

Popüler kültürü taşlayan bir başyapıt.Medyanın bize nasıl yön verdiğini müthiş bir hayal dünyasıyla betimlemiş yazarımız.Kitabın aykırılığı,sayfalarının 1,2,3.. diye değil de geriden gelerek 312,311,310 şeklinde seyretmesiyle başladı.Yani en azından benim dikkatimi çeken ilk şey oldu diyelim.

Kahramanımız Tender Branson.
Seri cinayet faili Tender Branson.
Süper kupayı piç eden Tender Branson.
Güzel karısını mihrapta terk edip giden Tender Branson.
Deccal Tender Branson.

2039 sayılı uçağın portakal renkli ama halk arasında kara kutu olarak bilinen kayıt aleti.İçinde geriye kalan her şeyin kaydını sonsuza dek saklayacak bir tel yumağı..




* İntihar etmekle şehit olmak arasındaki tek fark gazetede manşet olmaktır.

* İnsanlar hayatlarının kurtulmasını istemiyorlar.Hiç kimse sorunlarının çözülmesini istemiyor.Dramlarının.Önemsiz meselelerinin.Hikayelerinin çözümlenmesini, pisliklerinin temizlenmesini istemiyorlar.Çünkü  geriye ne kalacağını biliyorlar.Büyük ve korkunç bir bilinmeyen.

* İntihara karar veren birinin espri anlayışı da körelir.Yanlış bir kelime ederseniz haftaya cenazesi kalkar.

* İnsanların neden uyuşturucu kullandıklarını anlamaya başlıyorum.Çünkü zamanın sınırlı olduğu, kanunlar ve emirlerle dolu  ve mülkiyete dayalı bu dünyada insanların yaşayabilecekleri tek gerçek kişisel macera bu.

* Bir arada olmaktan nefret ettikleri ama yalnız kalmaktan da korktukları için insanlar telefon denilen bir alet kullanıyorlarmış.

* Şu anda bir cinayete kurban gitmek, taze bahar havası almak gibi gelirdi.

* Bu ömür boyu sahip olduğum altı yüz kırk birinci balık.Tanrı'nın yarattığı başka bir canlıya bakmayı ve sevmeyi öğrenmem için ailem yıllar önce ilk balığımı almıştı.Sahip olduğum altı yüz kırk balıktan sonra öğrendiğim tek şey insanın sevdiği her şeyin bir gün öleceği oldu.O özel kişiyle karşılaştığın ilk anda onun bir gün ölüp toprağın altına gireceğine emin olabilirsin.