6 Aralık 2015 Pazar

Khaled Hosseini - BİN MUHTEŞEM GÜNEŞ

Khaled Hosseini özlemi,ihaneti,dostluğu,aşkı,insanlığı en iyi anlatan yazarlardan biri.
Bu romanıyla beni ağlatmayı başarmıştır.Uçurtma Avcısı'ndan sonra kaleme aldığı Bin Muhteşem Güneş, gerçekten muhteşem bir yapıt.
-
Nereye giderseniz gidin,ülkeniz peşinizden gelir.Artık siz orada yaşamasanız da o içinizde yaşar.
Afganistan'ın Khaled Hosseini'de yaşadığı gibi..
Bu roman iki kadının kesişen yaşamları ve dostlukları üzerinden anlatılıyor.
Küçük yaşta evlendirilen kızlar,çocuğu olmayan kadınlar,babaya ya da çocukluk arkadaşına duyulan,geçmişe gömülmüş aşklar...
Afganistan'da yaşanan savaşın insanları nasıl mahvettiğini bu romanı okuduktan sonra daha iyi anlayacaksınız.
Leyla ve Meryem.
İki kadın.
Unutamayacaksınız.




* Daha çok küçüksün, biliyorum, ama bunu şimdiden anlamanı ve iyice öğrenmeni istiyorum, demişti.Evlilik bekleyebilir, eğitim beklemez.Sen çok, çok zeki bir kızsın.Gerçekten öylesin.İstediğin her şey olabilirsin, Leyla.Seni tanıyorum.Ayrıca, bu savaş bittikten sonra Afganistan'ın erkekler kadar, belki de daha çok sizlere gereksinim duyacağını biliyorum.Çünkü bir toplumun, kadınları eğitimsiz olduğu sürece başarıya ulaşma şansı yoktur,Leyla.Hiç yoktur.

* Sırrını rüzgara fısıldarsan, ağaçlara söylediği için suçlayamazsın.

* Bu kentin ne çatılarını ışıldatan ayları sayabilirsin ne de duvarlarının gerisinde gizlenen bin muhteşem güneşi.

* Ağlamak reçete değil.Marifet de değil.Sadece basit bir eylem.

* Belki de yüreksizlerin asıl cezası budur; gerçeği iş işten geçtikten sonra, artık yapılabilecek hiçbir şey kalmadığında görmek,anlamak.

* Aklıma Nana'nın bir keresinde söylediği bir şey geldi; her bir kar tanesinin dünyanın bir yerinde haksızlığa uğrayan bir kadının ağzından dökülen bir ah olduğunu.Bütün bu iç geçirmeler gökyüzüne yükseliyor, bulutlar halinde toplanıyor, sonra minicik parçalara bölünüp sessizce aşağıya, insanların üstüne yağıyordu.

* Hep kuzeyi gösteren bir pusula ibresi gibi, bir erkeğin suçlayan parmağı da mutlaka bir kadını işaret eder.Her zaman.

* Yılanın soktuğu adam bile uyuyabilir ama aç adam asla.

* Sarhoşun günahının bedelini hep ayık öder.

* Bir erkeğin kalbi habis bir şeydir Meryem.Bir ananın rahmine hiç benzemez.Kanamaz, sana yer açmak için genişlemez.

* Bakın bazı şeyleri ben size öğretebilirim.Bazılarını kitaplardan öğrenirsiniz.Ama bazı şeyler vardır ki, mutlaka görmeniz ve hissetmeniz gerekir.

* Bütün sevgilerini zaten sahip oldukları çocuklara verip tüketen ana babaların yeni çocuk yapmalarına izin verilmemeliydi.

* Sevgi insanın yüreğinden çıkan sessiz çığlıklardır.Bazen bunu sevdiğimiz insanlar bile duymaz.

* Orada geleceğin hiçbir önemi yoktu.Geçmişse yalnızca tek bir dersi içeriyordu : Sevgi insana zarar veren bir hatadır, işbirlikçisi yani umutsa tehlikeli bir yanılsama.

* Canını kurtarmış olmanın bedeliyse kimin kurtaramadığını merak etmenin ızdırabıydı.

* Çinliler,bir gün çaysız kalacağına üç gün aç kal derler.

* Bir insanın çekebileceği bütün çilelerin arasında, eli kolu bağlı, öylece beklemekten daha ağırı olmadığı sonucuna vardı.

*

Khaled Hosseini - UÇURTMA AVCISI

Emir ve Hasan, Kabil'de monarşinin son yıllarında birlikte büyüyen iki çocuk...
Aynı evde büyüyüp aynı süt anneyi paylaşmalarına rağmen Emir'le Hasan'ın dünyaları arasında uçurumlar vardır : Emir, ünlü ve zengin bir iş adamının,Hasan ise onun hizmetkarının oğludur.Üstelik Hasan, orada pek sevilmeyen bir etnik azınlığa, Hazaralara mensuptur.
Çocukların birbirleriyle kesişen yaşamları ve kaderleri, çevrelerindeki dünyanın trajedisini yansıtır.

Sovyetler işgali sırasında Emir ve babası ülkeyi terk edip California'ya giderler.Emir böylece geçmişinden kaçtığını düşünür.Her şeye rağmen arkasında bıraktığı Hasan'ın hatırasından kopamaz.

Romanımız, arkadaşlık, ihanet ve sadakatin bedeline ilişkin bir roman.Babalar ve oğullar, babaların oğullarına etkileri, sevgileri, fedakarlıkları ve yalanları...
Daha önce hiçbir romanda anlatılmamış bir tarihin perde arkasını yansıtan Uçurtma Avcısı, zengin bir kültüre ve güzelliğe sahip toprakların yok edilişini aşama aşama gözler önüne seriyor.

Uçurtma Avcısı...
Bir insanın diğerini ne kadar sevebileceğinin su gibi akıp giden öyküsü.

Kitabımız şöyle başlıyor :
- Aralık 2001
Bugün neysem, on iki yaşındayken, 1975 kışının o karanlık, buz gibi gününde oldum.Tam anını çok iyi anımsıyorum; yıkık, toprak bir duvarın arkasına çömelmiş, donmuş derenin yakınındaki dar, çıkmaz sokağa bakıyordum.Üzerinden çok uzun zaman geçti ama geçmiş için söylenenler yanlış.Ben onun nasıl gömüleceğini öğrendim.Her ne kadar geçmiş pençeleriyle kendine bir çıkış yolu açmayı becerse de.Şimdi düşününce, o boş sokağa son yirmi altı yıldır bakmakta olduğumu fark ediyorum...



* Tek bir günah vardır.O da hırsızlıktır.Yalan söylediğin zaman, birinin gerçeğe ulaşma hakkını çalmış olursun.Bir adamı öldürdüğünde bir hayat çalarsın.Karısının onun üzerindeki hakkını,çocuklarının babaları üzerindeki hakkını da.Çalmaktan daha alçakça bir hareket yoktur.

* Çocuklar boyama kitabı değildir.Onları en sevdiğin renge boyayamazsın.

* Senin bu kadar mutlu olmana, ancak senden bir şey almaya hazırlandıkları zaman izin verirler.

* Yukarıda bir yerde bir Tanrı varsa, umarım benim viski içmem ya da domuz yememden çok daha önemli meselelerle uğraşıyordur.

* Savaş onuru ortadan kaldırmaz.Tam tersine ,barış zamanından daha çok onur gerektirir.

* Vicdanı olmayan,iyiliği bilmeyen bir insan acı da çekemez.

* Afganistan'da çocuk çok ama çocukluk yok ....

* Suskunluk huzur içeriyor.Sakinlik,dinginlik.Yaşam düğmesinin sesini kısmak gibi.Sessizlik ise düğmeyi kapatmak.Kesmek.Tamamen durdurmak.

* Beyninde iblisler at koştururken, aldı yeteneğin bir lüks olur çıkar.

* Sonradan bulduğun bir şeyi yitirmek, her zaman daha zordur.

* Ama zaman çok aç gözlü bir şey , bazen bütün ayrıntıları çalıp kendine saklıyor.

* Zendagi Migzara - ''hayat devam ediyor.''

* Yaşam bir trendir.ATLA.

* İlkokul birinci sınıf kitabımı bile okuyamayan Hasan beni rahat rahat okuyordu.

* Gözlerini gökyüzünden ayırdığın an, fazla dayanamazsın.

1 Aralık 2015 Salı

Khaled Hosseini - VE DAĞLAR YANKILANDI

Gece vakti,çölü bir el arabasını çekerek geçen baba.
Arabanın içinde annesiz iki çocuk; iki kardeş; biri kız,biri erkek.
Küçük Peri için ağabeyi Abdullah,ağabeyden çok öte.
On yaşındaki Abdullah'a sorsanız Peri,her şey demek.
Köylerinden Kabil'e varmak için çıktıkları yolculuğun sonunda aileyi yürek parçalayıcı bir son bekliyor.Fakat aslında bu bir son değil.Kardeşlerin başlarına gelenler -yakın ya da uzak- ilişki kurdukları tüm insanların hayatlarında nesiller boyu yankılanacak.

Kitabımızın başında Mevlana Celaleddin Rumi'den bir alıntı yapılıyor :
- ''Doğru ve yanlış kavramların ötesinde uzanan bir toprak var.Seni orada bekleyeceğim.''

Bu kitap aileleri sevgi,fedakarlık,ihanet,sadakat gibi ortak duygularla sınıyor ve inanın her sayfasında bambaşka bir dünya sizi bekliyor.



* Bir yerde okumuştum Mösyö Boustouler,tepenize çığ düştüğünde,bütün o karın altında yatarken neresi yukarı neresi aşağı anlayamaz oluyormuşsunuz.Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha da derine,kendi mezarınıza gömüyormuşsunuz.İşte kendimi aynen böyle hissediyordum,yönünü şaşırmış,arafta kalmış,pusulamdan olmuştum.Dahası sözcüklere dökemeyeceğim kadar derin bir bunalımdaydım.Bu durumda çok aciz çok savunmasız olursunuz

* Güzellik gelişigüzel,düşüncesizce dağıtılmış,hakkıyla kazanılmamış muazzam bir armağandır.

* İkimiz de kaçıp gitmenin,yeni bir var oluşun,yeni kimliklerin özlemiyle kıvranmadık mı ? İkimiz de sonuçta bizi dibe çeken çapaların ipini kesip kendimizi açık sulara atmadık mı ?

* Sevecenlik bir insanın asla pişman olmayacağı tek şey.Yaşlandığında kendine kesinlikle şöyle demezsin ''Ah ! Keşke şu kişiye iyi davranmasaydım''

* İyi şeylerin hiçbiri bedava değildi.Sevgi bile.Her şeyin bedelini ödüyordun.Ve eğer yoksulsan,elindeki tek nakit,kahır çekmekti.

* Kilometrekareye binlerce trajedi düşüyor yahu!

* Bir öykü giden bir trene benzer : Ona nereden binersen bin,er ya da geç hedefine varırsın.

* Dünyanın sizin içinizi görmediğini,derinin ve kemiğin maskelediği umutlarınızı,hayallerinizi ve kederlerinizi zerre kadar umursamadığını..Gerçek işte bu kadar basit,bu kadar saçma ve bu kadar gadardı..

* Sen de benim kadar uzun yaşasaydın,zalimlikle yardımseverliğin aynı rengin iki tonu olduğunu anlardın.

* Sizi selden çekip kurtaran ip,ileride boynunuza dolanmış bir ilmeğe dönüşebilir.

* Oysa zaman cazibe gibi.Asla senin sandığın kadarına sahip değilsindir.

* İkimizin rüzgarla kilometrelerce uzağa savrulan ama her ikimizi de döken ağacın iç içe geçmiş ,derin kökleriyle birbirine sıkı sıkıya bağlı iki yaprak olduğumuzu hayal ederdim.

* Onun ağzından adımı duymak , bizi ayıran bütün o yılların hızla,gerisingeri katlanmasından,üst üste binip kapanmasından farksızdı.Zaman bir akordeon gibi kendi kendine kapandı.

* Ömrüm boyunca cam bir tankın içindeki, saydam olsa da nüfuz edilemez, aşılamaz bir engelin gerisindeki bir akvaryum balığı gibi güvenle yaşadım. Karşı taraftaki pırıltılı dünyayı gözlemekte, canım isterse kendimi onun içinde düşlemekte özgürdüm. Sanırım cam duvarlara alıştım ve cam kırıldığı, tek başıma kaldığım takdirde suyla birlikte dışarıya fışkırıp kendimi hiç bilmediğim, engin bir boşlukta umutsuzca çırpınırken, soluk almak için deli gibi debelenirken bulmaktan ödüm kopuyor.