Bundan iki yıl önce büyük bir hevesle kapağını açtığım,
İçinde beni yepyeni bir dünyanın ve kahramanlarının karşılayacağı bir hisle
bir çırpıda okuduğum kitaptır Anna :)
1870'lerin Rusya'sı
Moskova'da geçen iki kişi etrafında odaklanmış bir aşk romanıdır.
Bi dönem anladığım bi dönem anlam veremediğim bir kadın olmuştur Anna.
Toplumsal baskının bir hayatı günden güne nasıl katledeceğini bir kez daha
hatırlamış oldum.
Romanımız şöyle başlıyor ;
''Mutlulukların birbirine benzemesine rağmen,talihsizlikler değişik
görüntüler yansıtır''
Aslında en çok zorlandığım yer kahramanlarının isimlerini hafızamda tutmak
kısmı oldu.
Biraz özet şeklinde yazayım. (Bu arada kitabın önsözünden hemen önce şema
çizerek belirtmişim bunları :) )
- Anna Arkadyevna
- Kont Aleksey Vronski
- Konstantin Dimitriyeviç Levin
- Kiti Şçertbatski
- Aleksey Aleksandroviç
- Stepan Arkadyeviç Oblonski
- Darya Aleksandrovna
- Sergey İvanoviç Koznişef
- Nikolay Dimitriyeviç Levin
- Seryosha
- Kontes Lidya İvanovna
- Mana Andreyevna
- Aleksander Dimitriyeviç Şçertbatski
- Betsi Tverskaya
- Kontes Vronski
- Veslovski
- Yaşvin
- Nikolai Ivanoviç Svlazski
( Biliyorum kafanız karıştı ama kesinlikle okumalısınız,yoksa
anlayamazsınız)
* Kıskançlık değil benimki, istediğini
bulamamanın verdiği bir bunalım..
* Kadın her şeyin üzerinde döndüğü vidadır.
* Kimse malından,mülkünden memnun değildir ama herkes kendi aklından memnundur.
* Mutluluğum belki de şundan ileri geliyor : Sahip olduklarıma seviniyor,olmayanların üzerine de düşmüyoru.
* Levin için onu kalabalığın arasında seçmek,ısırganlar arasında bir gülü seçmek kadar kolaydı.Her şey onunla aydınlanıyordu.O,çevresindeki her şeyi aydınlatan bir gülümseyişti.
* Eğer, ona söyleyeceklerimin bütün önemini
hissetmezse, onu asla bağışlamayacağımı çok iyi biliyorum. Bu nedenle, onu
sınamaktansa susmak daha iyi.
* Üstesinden gelebilirsen arzumun bu dünyada,
bu, Tanrı katında bir başarı olur anca. Lakin beceremezsem bunu, yinede zevkle
yerine getiririm bu arzumu.
* Bir şey düşündüğüm yok. Seni seviyorum, her
zaman da sevdim. İnsan birini seviyorsa, onu olduğu gibi seviyor demektir;
olmasını istediği gibi değil.
* ‘Bu hep böyle olmuş, böyle devam edecek. Biz
yeni bir şey yapmak, mumların üzerinde reçel kaynatmak, birbirimizin ağzına süt
sıkmak istedik. Fincandan içmekten daha iyi bu.’
‘Akıl yoluyla hayatın anlamını kavramaya
kalkışmamız buna benzemiyor mu?’ diye düşündü Levin.
‘İnsanın varlığına yabancı olan düşünceyi araç
kullanan felsefelerde bizi, sonunda bilmediğimiz bir yere götürmüyorlar mı?
Her filozofun sistemini kurmadan önce
gerçeğini bildiği ve bu gerçeğe akıl yoluyla varmaya çalıştığını sezmiyor
muyuz?’.
‘Çocukları kendi hallerine bıraktığımız zaman
nasıl tehlikelerle karşılaşıyorlarsa, tutku ve düşüncelerimizle baş başa kalıp
Tanrı’dan, hak ve iyilik fikirlerinden uzaklaştığımız zaman biz de tehlikelerle
karşılaşıyoruz.’
‘Bir
Hıristiyan olarak yetişip, Hıristiyanlığın sağladığı saadetlerin içinde
yaşarken onların hayatım için ne kadar önemli olduklarını anlayamıyour, onları
yıkıp yakmaya kalkışıyordum. Bu bakımdan tıpkı çocuklara benziyordum. Gerçekten
yine çocuklar gibi en küçük bir tehlikeyle karşılaştığım zaman, Tanrı’ya
sığınıyordum.’

